• Batuhan Öksüz

Renk Çarkı ve Terimleri



Pek çoğumuz için renkler, doğduğumuzdan beri orada olan, çoğu zaman fark etmeden bakıp geçtiğimiz, yaşamlarımızın "varsayılan ayarı". Peki gerçekte de öyle mi? Aslında hayır: Bebekliğimizin başlarında gözlerimiz renkleri tam olarak ayırt etmiyor. Renkleri algılamaya kırmızı ile başlayarak yeşil ile devam ediyoruz ancak bunu yapabilmemiz için renklerin doygunluğunun yüksek olması gerekiyor. Tüm renkleri ayırt edebilene kadar ise en az 5 aylık bir süre geçiyor.


Birer yetişkin olarak renkleri dilimize ve içinde bulunduğumuz baskın kültüre göre kategorize ederiz. Şaşırtıcı olsa da, bazı diller örneğin yeşil ve mavi arasındaki tüm renkleri tek bir kategoriye sokarken diğerlerinde ayrı ayrı isimlendirmeler var. Türkçedeyse, isim verdiğimiz toplam 249 ayrı renk bulunuyor! Renk bilginizi sınamak isterseniz Encycolorpedia'ya bir göz atın.


Elektromanyetik ışık spektrumu (tayfı)

Verdiğimiz isimler ne olursa olsun görünür ışık spektrumu evrensel bir gerçek. Spektrumu anlamlı bir hale getirmek ise değerli bilim insanı Sir Isaac Newton'a düşmüş. Newton, fizik kurallarını tanımlamanın yanında görünür spektrumu da keşfederek renk çarkı kavramını ilk defa ortaya atan kişi olarak tarihe ismini yazdırmış. Bunu da beyaz ışığın bir cam prizmadan geçtiğinde farklı kırılımlarıyla oluşan renkleri gözlemleyip gördüğü 7 rengi dünyanın ilk ROY G BIV (red-kırmızı, orange-turuncu, yellow-sarı, green-yeşil, blue-mavi, indigo-çivit rengi, violet-menekşe rengi) çarkında betimleyerek yapmış. Şimdi kullandığımız renk çarklarının çoğunda ise 12 renk türü bulunuyor. Bunlardan 3'ü birincil; 3'ü ikincil; 6'sı ise üçüncül renkler oluyor.


Newton'un orijinal renk çarkı (solda) ve Goethe'nin renk çarkı (sağda)

Renklere İlişkin Temel Kavramlar

Renkleri anlamlandırmak, gruplamak ve onların dünyayı algılayışımız üzerine etkilerini netleştirmek için pek çok çalışma yapılmış. Bunları anlayabilmek için öncelikle gelin bazı temel kavramların üstünden geçelim:

  • Birincil Renkler: Diğer adıyla "ana renkler" diğer bütün renkleri elde etmeyi sağlayan saf renklerdir. Bunlar yaygın olarak kırmızı, sarı ve mavi olarak kabul edilmiştir. Boya ve ışık ayrı konular olarak incelendiğinde ise ışık için kırmızı, yeşil ve mavi ana renkler olarak alınıyor. Bu üç renk ışık eşit oranlarda birleştirildiğinde beyaz ışığı elde edebiliyoruz ki bu da renkleri "ana renk" olarak tanımlayabilmemiz için tam da ihtiyacımız olan kural. Biyolojik olarak renkleri algılayış biçimimiz de gözümüzün retinasında yer alan ışık algılayıcı konik hücreler sayesinde oluyor ve tesadüfe bakın ki bu hücreler de 3 çeşit: Ana olarak kırmızıyı, maviyi ve yeşili algılayan 3 tür özelleşmiş koni hücremiz var. Bu konuyu daha detaylı okumak isterseniz şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

  • İkincil Renkler: Ana renklerin eşit oranda karıştırılmasıyla elde edilen renklerdir. Kırmızı ve sarıdan turuncu; kırmızı ve maviden galibarda (diğer adıyla, macenta); sarı ve maviden yeşil elde edilir.



  • Üçüncül Renkler: İkincil renklerin ikisinin eşit oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen renklerdir. Tüm bunların daha detaylı açıklamalarını okumak isterseniz şöyle buyurun.



  • Renk Özü (Hue): Rengin ismidir, ör. mavi, kırmızı...

  • Renk Doygunluğu (Saturation): Rengin yoğunluğunu ifade eder. Doygunluk arttıkça renk daha saf görünürken, azaldıkça solgunlaşır.

  • Renk Değeri (Value): Bir rengin göreceli olarak açıklık ya da koyuluğunu ifade eder. Renk özlerine beyaz eklediğimizde aynı rengin daha açığını elde ederiz; yani, renk değerini düşürmüş oluruz. Siyah eklediğimizde ise onu koyulaştırırız.

  • Renk Uzayı (modeli): Görünen ışık spektrumundaki tüm dalga boyları ile insanın fizyolojik olarak renkleri algılama biçimi arasındaki bağı kuran niceliksel kavramlardır. Bir başka ifadeyle, renk uzaylarını ışığın görünür spektrumunu gösteren çok boyutlu görselleştirmeler olarak tanımlayabiliriz. CIE, RGB, YUV, HSL-HSV ve CMYK olmak üzere 5 temel renk uzayı tanımlanmıştır.

RGB, CMYK ve HSL-HSV

Özellikle dijital olarak renklerle uğraşanlar bu 3 renk uzayıyla mutlaka tanışmıştır. Tasarımcıların en çok kullandıkları ve farklı durumlara uygun olacak şekilde tercihlerini yaptıkları modeller de bunlardır. Temel olarak eklemeli ve çıkarmalı modeller olarak ikiye ayrılırlar.


RGB (Red-Green-Blue)

Eklemeli sistemlerden en yaygın kullanılanı RGB'dir. Bu modelde, kırmızı, mavi ve yeşil renklerin farklı oranlarda birbirlerine "eklenmesiyle" diğer bütün renkler elde edilir. RGB renk uzayının temel kullanım alanı televizyon, telefon, monitör gibi elektronik gösterim sistemlerinde renk üretimini sağlamak olmuştur.


RGB renk uzayı: Bunu içi dolu bir küp olarak hayal edin

Dijital ekranlarda anlamlı görüntüler görmemizi sağlayan her bir piksel, içerisinde bu üç rengi yayan 3 farklı ışık kaynağı barındırır. Bu kaynakların parlaklık miktarını değiştirerek ekranlarımız bize algılayabildiğimiz bütün renkleri sunmayı amaçlar. Örneğin ekranınızın tamamen beyaz görünmesi için ekranı oluşturan bütün piksellerin tam parlaklıkta yanması gerekir. Parlaklık değerini ise dijital ortamda 0'dan 255'e kadar değişen sayılarla belirleriz. R, G ve B seçeneklerinin hepsinin değerini 255 yaptığımızda seçtiğimiz renk beyaz; 0 yaptığımızda ise siyahtır. Ancak ilginç şekilde, aynı RGB renk değerini farklı cihazlarda farklı şekilde görürüz. Bunun sebebi de tüm ışık kaynaklarının aynı parlaklıkta olsalar bile tam olarak aynı dalga boyundaki ışığı üretmiyor oluşudur.


CMYK

RGB'nin dijtal dünyamızı renklendirmek için kullanıldığından bahsettik. Şimdiyse madalyonun öteki yüzü olan kağıt baskılarına (boyalara) değineceğiz. Matbaalar ve yazıcıların kullanmayı tercih ettiği renk oluşturma metodu eklemeli değil; yani örneğin kırmızı üzerine mavi boya ekleyerek mor renk oluşturmuyorlar.

Ekleme yapılmasının temel sebebi bu materyallerde gördüğümüz renklerin, dijital ekranların aksine, doğrudan bir ışık kaynağı tarafından üretilmiyor olması. Kağıt üzerinde bir renk görebilmemiz için etraftan gelen ışığın o kağıttan gözümüze yansıması gerekiyor. Dolayısıyla ortamdaki "beyaz" ışık (tüm renkleri ihtiva eden ışık) kağıda çarpıp yansımadan önce bazı renklerin absorbe edilmesi gerekiyor ki beyazdan başka bir renk görebilelim. Bu durum sadece kağıtlar ve boyalar için geçerli değil elbette: Doğada da sürekli gözümüzün önünde! Örneğin bir yaprağı yeşil renkte görmemiz o yaprağın yeşil dışındaki bütün görünür ışıkları absorbe etmesinden kaynaklanıyor.

CMYK renk uzayı da beyaz ışıktan belli dalga boylarındaki diğer renkleri çıkararak bütün renkleri gözümüze yansıtabilmesi için geliştirilmiş. Bu modelde ana renklerimiz camgöbeği (cyan), galibarda (magenta) ve sarı (yellow). Renk çarkına bakarsanız bu renkleri sırayla kırmızı, yeşil ve mavinin tam karşısında görürsünüz. Dolayısıyla bunlar birbirinin tamamlayıcı renkleridir. Bu da demektir ki bir baskıda mavi renk elde etmek için beyazın içinden sarıyı çekip almamız gerekli. Kullandığımız renk sarıyı soğuran bir renk ise kağıt üzerinde o kısmı mavi olarak görüyoruz. Merak edenler için CMYK'nin K'si "key" kelimesinden gelmiş. Genellikle Key, siyah olarak düşünülebilir.


Kafanızı karıştırdıysak kusura bakmayın =) Neyse ki pratik hayatımızda bunları kullanmak için kafa yormamıza gerek yok. Tasarım yaptığınız programdaki görüntü ayarlarından renk modunu seçmeniz yeterli. Unutmamak gereken kısım, baskı yapılacak bir tasarımınız varsa bunun CMYK renk modeli ile kaydedilmiş olması; tasarımı dijital olarak kullanacak iseniz RGB modelini tercih etmenizin faydalı olacağıdır.


HSV ve HSL

1970'lerde araştırmacıların insanın renk algılama biçimine daha uygun olacak bir renk çarkı temsili üzerine çalışması sonucu HSL (hue, saturation, lightness) ve HSV (hue, saturation, value ya da brightness (HSB)) renk uzayları elde edilmiş ve 1978'de Pixar Animation Studios'un kurucu ortaklarından olan Alvy Ray Smith tarafından tanımlanmış.

Bu modellerde görselleştirme için silindir geometrisi tercih edilmiş ve HSL ile HSV için iki ayrı silindir kullanılmış. Bu silindirlerde renklerin elde edilişi doğrusal olmayan matematiksel ifadelere bağlanmış. Yani RGB'deki gibi ekleme iki rengi ekleyip yenisini elde etmek yerine herhangi bir rengi tanımlamak için bir transformasyona başvuruluyor. Bu renk uzayı üzerine Wikipedia'da oldukça detaylı (ve bir o kadar da karışık) bir anlatım bulabilirsiniz. Şu kaynaktan da interaktif silindirlere ulaşıp konuyu gözünüzde daha iyi canlandırabilirsiniz. Tasarımcılar HSV renk modelini boya ya da mürekkep seçimi yaparken kullanıyor çünkü bu model, insanların renkle olan bağlantısını diğer modellerden daha doğal ve sağlam bir şekilde kuruyor.


Bir Bakışta Renk Teorisi

Renklerin ışık spektrumundaki yerini ve fizyolojik açıklamasını incelemenin yanında farklı renklerin birbiriyle uyumunu ve psikolojik olarak bizleri nasıl etkilediğini de anlatan teoriye renk teorisi diyoruz. 18. Yüzyıl'dan günümüze, renk teorisine pek çok ismin katkısı olmuş. Biz de bu teoriden yola çıkarak görsel düzenlemelerde ve tasarımlarda renkleri kullanış biçimimizi ve bunun etkilerini masaya yatıralım. Bu sırada renk armonilerinin yağlı boya sanat ederlerinde kullanımını örnekleyen bu siteye bakmak isteyebilirsiniz.

Renk Armonileri (Colour Schemes-Relationships)


Monokromatik Renkler (Monochromatic)

Aynı renk özünün farklı doygunluklarını (tonlarını) ifade eder. Monokrom dendiğinde genelde ilk akla gelen görüntüler siyah beyaz olsa da monokrom renkler renk çarkındaki herhangi bir renk özü seçilerek elde edilebilir. Özellikle mavi, yeşil ya da sarı tonlarında monokrom çalışmalar göze daha hoş gelir. Bu renkleri tasarımlarınızda genel bir ruh hali yakalamak için kullanabilirsiniz ancak vurgulamak istediğiniz ögeler varsa monokromatik bir palette bunu yapmak zor olacaktır. Vurgu vermek istediğiniz kısma monokromatik renginizin tamamlayıcısını koyarak çok etkili bir mesaj verebilirsiniz.

Monokromatik renklerle (mavinin tonları) sunulmuş bir fotoğraf

Analog Renkler (Analogous)

Renk çarkında komşu olarak bulunan renklere analog renkler deniyor. Tasarımlarda bu renklerle oluşturulmuş bir renk paletinin kullanımı dinginlik ve sükunet duyguları yaratıyor. Analog renkler birbirlerine çok yakın oldukları için bir kontrast-zıtlık yaratmamış oluyorlar ve bu yüzden izleyicinin ilgisini kolayca kaybetme riski taşıyorlar. Tasarımın sıkıcı ve uyku getirici olması riskinden kaçınmak için bu renklerin yanında siyah, beyaz ve gri kullanmaya çalışın.


Analog renklerden oluşan bir fotoğraf: Siyah kısımların getirdiği kontrasta dikkat edin

Tamamlayıcı Renkler (Complementary)

Renk çemberinde birbirinin tam karşısında kalan renklere tamamlayıcı renkler deniyor. Örneğin turuncu ve mavi ya da kırmızı ve yeşil... Bu renkleri bir araya getiren bir tasarım ile kontrast yaratmış olursunuz. Heyecan verici ve gözü doyuran bir sunum elde edersiniz. Ancak bu renkleri dengeli kullanmaya dikkat edin, aksi halde tasarımınız uyumsuz hale dönüşebilir.

Tamamlayıcı renkler (turuncu ve mavi) ile yakalanan kontast ve enerji

Çapraz Tamamlayıcı Renkler (Split Complementary)


İki tamamlayıcı renk belirledikten sonra bunlardan birini sabit tutup karşısındakinin iki yanındaki analog renkleri seçerek kurguladığımız bir armonidir. Sabit tuttuğumuz renk baskınlık ve kontrast yaratırken diğer iki renk ise tasarımı yumuşatarak daha az agresif, yumuşak bir görünüm elde etmemize yardımcı olur. Mağaza görsel düzenlemelerinde böyle bir palet kullanırsanız sergilemek istediğiniz ürünün baskın renginin çapraz tamamlayıcılarını dekorlarınızda ve arkaplanda kullanarak hem ürüne vurgu yapmış hem de dengeli bir tasarım elde etmiş olursunuz.



Üç Renk Armonisi (Triadic)

Renk çemberinde birbirleriyle eşit aralıkta bulunan 3 rengin birbiriyle yarattığı uyumdur. Bu renkler çember üzerinde düz bir çizgi ile bağlandığında, bir üçgen oluştururlar. Bu şemadaki üç rengi kullanarak güzel bir armoni yaratıp oldukça uyumlu bir sonuç alabilirsiniz. Fakat kabul edilebilir bir denge yakalamak için bir rengi daha dominant, kalan 2 rengi daha az kullanmaya dikkat edin. Aksi takdirde bakan kişiler için yorucu olan çalışmalar ortaya çıkabilir.


Dört Renk Armonisi (Tetradic)

Renk çemberi üzerinde dikdörtgen oluşturarak seçilen renkler ile elde ettiğimiz uyumdur. Bu seçimde iki adet tamamlayıcı renk çifti kullanmış oluruz ve zengin bir görüntü elde ederiz. Tabii yine renklerden birini baskın olarak seçip diğerleriyle tasarımı tamamlamak yararlı olacaktır. Böylece dengeli ve göze hoş gelen, aynı zamanda renk zenginliği sayesinde dikkat çeken bir tasarımımız olmuş olur.


Sıcak ve Soğuk Renkler (Warm and Cold)

Renk çarkını ikiye bölüp mavi, yeşil ve mor renklerin yer aldığı kısmı soğuk renkler; diğer yarısını ise sıcak renkler olarak adlandırıyoruz. Soğuk renklerle dinginlik, huzur, sessizlik gibi duygular yaratırken sıcak renklerle enerji verici, harekete geçirici, etkileşime geçme isteği uyandıran tasarımlar elde edebiliriz.



Harvey Nichols vitrinleri. Solda soğuk; sağda sıcak renklerin kullanımını görüyoruz

Renk Paleti Oluşturma Araçları

Bir tasarıma başlamadan önce renk paleti oluşturmamız ve bu palette hangi armoniyi kullanacağımızı seçmemiz hem tasarım sürecinin devamını kolaylaştıracak hem de ortaya çıkan işi etkileyici kılacaktır. Palet oluşturmak için internette güzel kaynaklar bulabilirsiniz. Bunlardan bazılarını biz de tavsiye etmiş olalım:

Adobe Color: Ana rengi seçip bunların farklı armonilerini size gösteriyor.

Muzli Colors: Üstteki gibi ancak daha kullanıcı dostu bir tasarımı var. Size popüler olan paletlerden örnekler de sunuyor.

Color Hunt: İlham almanız için yüzerce renk paleti sunuyor.

Coolors: Renk paleti yaratmanızda sizi yönlendiren ve tam ekranda çalışmanızı sağlayan bir araç.



levitate_logo_turuncu_beyaz.png

Sayfalar

LeviArt

Sosyal

Koşullar

Copyright © 2020, Levitate Gösteri Teknolojileri Ltd. Şti.

Copyright © 2021, Levitate Gösteri Teknolojileri Ltd. Şti.

Üniversiteler Mah. İhsan Doğramacı Blv. Arge ve Eğitim Merkezi Apt. No:13 Çankaya Ankara

support@levitate.com.tr